Uzmanlık Fetişizmi

Uzmanlık Fetişizmi

Geleneksel medya sayesinde gözlemlenebilen bir durumdur. Türkiye ve televizyon özelinde konuşmak gerekirse; bilmem ne üniversitesinin bilmem ne dalından doktorası olan kişi, tv programına çıkar. Mevcut sisteme karşı olsa bile, muhalefet alanı dardır. Ancak mevcut sistemin izin verdiği alanlarda muhalif söylemlerini dile getirebilir. Zaten muhalif olsa bile, o da sistemin bir parçasıdır. Sistem, gözükmeyen bir çıta koyar. Onun üstüne/dışına çıkamaz kişi. Çıktığı an, bir daha geleneksel medyada kendine yer bulamayacağını, hatta akademik kariyerinin “yara” alacağını bilir çünkü. Onun için; bir bakıma danışıklı dövüştür bu. Bu durum ise, hakikatin ayniliği gibi bir sonuç çıkarır ister istemez. Düşünceler belli kalıplara hapsolur.

“Uzmanlık fetişizmi” tam da burada devreye girer. “Bilmem ne üniversitesinin bilmem ne dalının başkanı/uzmanı… böyle düşünüyorsa, kendi düşüncemin ne önemi var” diye düşünür izleyici ve bu kalıplardan kendine en yakın olanı alır/sahiplenir…

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Akademik} {Düşünce} {Fetişizm} {Hakikat} {Kariyer} {Medya} {Muhalefet} {Sistem} {Televizyon} {Türkiye} {Uzman} {Üniversite}

Reklamlar

Sanat. Sanatçı.

Pablo Picasso - Guernica

Sanat. Toplum için midir? Sanat için midir?
Sanatçı için; gereksiz sorudur.
O sadece “kendi”ni, bir şeye kusar. (Tuval, kağıt, nota vs…) Çünkü dolan/taşan; boşalmak zorundadır.
Soyut olan, böylelikle somutlaşır. İkinci kişiler tarafından görünür hale gelir.
Sanatçının çıkardığı “ürün”den, kim ne alırsa, o onundur. Ona değer katar. (Birey, toplum, sanat…)
Kim ne almış, kim ne almamış, sanatçının umrunda olmaz. Bu yüzden toplum için midir/sanat için midir tartışması; sanatçının değil, avamın tartışmasıdır.
Sanatla ya da sanatçıyla alakasızdır.
Rakı sofrasına mezelik olabilecek güzel bir sohbet olabilir. O ayrı.

Eser: Pablo Picasso – Guernica

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Avam} {Birey} {Değer} {Guernica} {Kağıt} {Nota} {Pablo Picasso} {Rakı} {Sanat} {Sanatçı} {Sohbet} {Somut} {Soyut} {Toplum} {Tuval} {Ürün}

Çay

Çay

Yalnız da içilir. Sessizlik, sessizlikle demlenir.
Kalabalık ortamda da içilir. Muhabbet demlenir.
Kahvaltıda içilir. Gün demlenir.
Öğle yemeğinden sonra bir lokantada içilir. Alışveriş demlenir.
Akşam yemekten sonra da içilir. Günün hesabı demlenir.
Bir mola yerinde, belki de bir daha hiç görülmeyecek yüzlerin hikayeleri demlenir.
Sigara olur yanında. Dumanı demlenir…

Çay demdir.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Akşam} {Çay} {Dem} {Duman} {Gün} {Kahvaltı} {Kalabalık} {Mola} {Muhabbet} {Sigara} {Yalnız}

Bilinmeyeni bilen

Bilinmeyeni Bilen

Akıl-Gönül.
Madde-Mana.
Beden-Ruh.
Fizik-Metafizik.
Somut-Soyut.

“En azından” demiş biri; tanrı nedir? sorusuna cevaben demiş:”en azından adalettir” derim.
Daha çokları da var elbet, “en azından adalet” kabulümüz.
Milyarlarca insanın, nihayetinde de; milyarlarca farklı hikayenin, kendilerince yol alabilmesi için; talep etmemiz gereken, en büyük değer adalet.

Herkesi kendilerine benzetmeye çalışan şuursuzların, tanrı’yı “öldürmek”ten başka nedir ki yaptıkları.
Çünkü; tanrı bilinmezmiş, bilinmek istemiş; sen sen değilsen, ben ben değilsem;
-“bir yerde herkes birbirine benziyorsa, orada kimse yok demektir” dediği gibi Falcout’un-
ve yine tekrarlıyalım; herkesi kendilerine benzetmeye çalışan şuursuzların; tanrı’yı “öldürmek”ten başka nedir ki yaptıkları.

Yolun karşısına geçerken, belki derinine yükselirken, belki yükseğine dalarken, eşikte durana selam vermek lazım.
“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.” diyen Sokrates’e.
Filozof bildikçe, bilmediğini bilirmiş.
Bilirmiş de, bilmezmiş. Bilmezmiş de bilirmiş.
Elimizde bir soru kaldı; bilinmeyeni bilen var mı?

Kur’an’dan okumalıyım sana.
Durmuşken burada, tam da buarada; “yeryüzünde” demiş melekler, “fesat çıkarıp, kan dökecek birilerini mi yaratacaksın.” Sana, bana itiraz ederken.
“Bilinmeyeni bilirim” demiş tanrı. Belki de sana, bana umut bağlarken.

Akıldan çıktık yola.
Madde, beden, fizik dedik.
Ancak tutabildiğimizi, görebildiğimizi, duyabildiğimizi, anlayabildiğimizi, nihayetinde de; somut olanı bildik.

“Tanrı, en azından adalettir” kabulümüzdür. Anlamlandırabiliriz. İçinde bulunduğumuz, mekan ve zaman için adaleti talep edebiliriz.

Bilmediğimizi biliriz.
Bilinmeyeni bilen var mı? iddiasında bulunan var mı diye bakarız.
Kur’an’dan okudum sana.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Adalet} {Akıl} {Beden} {Değer} {Derin} {Eşik} {Foucault} {Fesat} {Filozof} {Fizik} {Gönül} {İnsan} {İtiraz} {Kan} {Kur’an} {Madde} {Mana} {Mekan} {Metafizik} {Ruh} {Sokrates} {Somut} {Soyut} {Umut} {Yeryüzü} {Yol} {Zaman}

Muamma

Yalanlanamayacak gerçekliğin adı ölüm. Çoğu kez unutulan.
Öleceğini bilerek yaşayan insanın laneti miydi bu yoksa ödülü mü?
Muamma.
Çok iyi bir Barcelona karşısında, ender gelişen rakip atakları gibi, bunca hengame arasında Ender’in aklında da ender gelişirdi bu gerçeklik ve muamma.
Çok fazla çalıştığı için mi ender gelişirdi bu düşünceler aklında, yoksa, bunları çok az düşündüğü için mi çok çalışırdı henüz tam olarak kendi de bilmiyordu.
Orası da muamma.
Başlangıcı muamma. Sonu muamma.
Yaşam koskoca bir muamma.
Ölüm muamma.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Düşünce} {Ender} {Gerçek} {İnsan} {Lanet} {Muamma} {Ödül} {Ölüm} {Yalan} {Yaşam}

Ben. Biz.

Hitler - Selam vermeyen adam

Milyarlarca insan varsa, o nispette yol vardır aslında. Bazen birbirine değer “yol arkadaşlığı” olur.
İnsan üretimi ideolojiler/örgütler… bunu çok iyi kullanır, kendi lehine çevirmekten imtina etmez.
“Ben”i bulamayan, “biz”de kendini güvende hisseder. Kalabalık güç verir. Karanlıkta koybalmayı göze al(a)mayan, kalabalığın ışığına sarılır.
Diğeri varsa, “biz” vardır. Onun için “düşman” yaratmak tercih değil, mahkum olunan bir sondur.
Kendini, diğeri olmazsa tanımlayamaz çünkü. Sol, sağ olduğu için sol, sağ ise sol olduğu için sağdır.
“Biz” ruhu yaratmak. Elbette sahte bir biz. Bireyden yoksun. Kuru kalabalık.

İnsanın belki de en aciz ve en sığ savaşıdır bu. Haklılık gayreti, bütünü görmeye engel olur.
Bütünü göremeyen ise; aslında diğerinin içinde de erdem sahibi insanlar olduğunun, aynı yolda yürüdüğü birçok insanın ise ahlaktan nasibini almamış yığınlardan oluştuğunun farkına bile varmaz.
Aslında birbirine muhalefet gibi görünenlerin, birbirine benzediği bir “körler sağırlar” sığlığı.
Gittikçe daha da körleşiyor, gittikçe daha da sağırlaşıyoruz.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Ahlak} {Ben} {Birey} {Biz} {Düşman} {Erdem} {Işık} {İdeoloji} {İnsan} {Kalabalık} {Karanlık} {Kör} {Muhalefet} {Örgüt} {Ruh} {Sağ} {Sağır} {Savaş} {Sığ} {Sol} {Yol}

Gönül. Akıl.

Akıl - Gönül

Ben sen değilim. Sen ben değilsin.
Ben senden küçük değilim, bana yukarıdan bakma. Bil ki; boyunu aşarım.
Ben senden büyük değilim, bana aşağıdan bakma. Bil ki; dizlerinin dibindeyim.

Bilirsin bilmezden gelebilirsin,
görürsün görmezden gelebilirsin,
duyarsın duymazdan gelebilirsin,
amma hissettiğinde; hissizleşemezsin.

Zamana ve mekana aittir anlamlandırdığın. Bil ki; bilginin esaretinde bir kölesin.
Aklının, gözünün, kulağının artık hiçbir işe yaramadığını anladığında, bil ki; özgürlüğün kapısında çırılçıplaksın.

Çırılçıplak şu halinle; anlam ölçünü neyinle nereye koyacaksın bildin mi?
Bilmezsin bilemezsin, bildiğin işine yaramaz sadece onu bilirsin.
Bilgiymiş özgürlüklere yelken açmamıza engel olan; kaybolmayı göze alıp; sınırsız yolculuklar için rüzgarları misafirliğe çağırmakmış elzem olan.

Kaybolmadım burdayım.
Mekansızım zamansızım.
Yargılama hemen “deli” diye.
Ben kimim sen kimsin.
Ben sen değilim. sen ben değilsin.
Senin, anlamak için üzerime damgaladığın kimliklerden münezzehim. Kimliksizim.
Hissedersen aslında;
bensenimsenbensin.

Bu gönül. Yani tasavvuf ehlinin mabed’i.

*

Mekandayım. Zamandayım. Ayağımı bastığım topraktayım.

Gözlerimle gördüğümü, kulaklarımla duyduğumu, aklımla okurum.
Akıldır en büyük hazinem.
Soyut diyip kaçmam. Anlamak için somutlaştırır öyle bilirim.
Öğrenmek için çabalarım. Merak ederim. Araştırırım. Şüpheciyim, şüphe ettiğimi sonuna kadar sorgular, kendimle mücadele ederim. Kavgalarla doludur zihnim.

Hiçbir inancım yokmuş gibi görünebilirim, çünkü yakasına yapışır, onunla da savaşırım.

Tatmin olmam, olamam. Düşündükçe varım çünkü. Akletmezsem, yok olurum.

Bütün köle düşünceleri yıkar, yerine her seferinde yenilerini koyarım.

Bana anlatma, ayağını toprağa basmadan, özgürlüklere yol aldığını söyleyip; uçanı, kaçanı. Hurafe gelir çünkü. Ben hurafelere inanmam.

Sen gönlünde döndüğünü söylersin de; beni hareketsiz mi sanırsın. Ben de zihnimde yol alır; özgürlüğüme kapı aralarım.

Bu akıl. Yani felsefe ehlinin mabed’i.

*

Gönül. Akıl.
İkisinden biri ağır gelmemeli.
Ağırdan öte; ikisinden biri ilahlaştırılıp, diğeri yok edilmemeli.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Akıl} {Anlam} {Bilgi} {Deli} {Düşünce} {Felsefe} {Gönül} {Göz} {Hazine} {Hurafe} {İnanç} {Kavga} {Kimlik} {Köle} {Kulak} {Mabed} {Mekan} {Ölçü} {Özgürlük} {Rüzgar} {Sınırsız} {Somut} {Soyut} {Şüphe} {Yolculuk} {Tasavvuf} {Toprak} {Zaman} {Zihin}

Bilinmezlik

Bilinmezlik

Milyarlarca insan, milyarlarca farklı hikaye.
Bu ne büyük zenginlik, hissedebilene.
Kulaklar mı, gözler mi rehber.
Yoksa bir inancın/hayalin içinde mi dönmekte bütün suretler.
Gezip de kendini âlemde okuyan mı biliyor en çok, durup da âlemi kendinde okuyan mı.

Yelkenler mi açmalı rüzgarlara, rüzgarları mı misafir etmeli suratlara.
Kaybolmak mı ışıltılı caddelerin sokaklarında, ara sokaklara mı dalmak en derin kuytularda.

Yürümeli ve düşüncelerle zihinlere mi yazmalı.
Durmalı ve dem olup hemdem olup gönüllere mi yazmalı.

Bu nasıl bir bilinmezlik, bu nasıl bir sır.
Hani nerde eşiği olmayan o sınır.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Alem} {Cadde} {Dem} {Derin} {Düşünce} {Gönül} {Göz} {Kulak} {Hayal} {Hemdem} {Hikaye} {İnanç} {İnsan} {Rehber} {Rüzgar} {Sınır} {Sır} {Sokak} {Surat} {Zihin}

Kötü? İyi?

İnsan - Kötü, İyi

Bilim değildir kötü olan. Teknoloji de değildir kötü. Medya ya da. Futbol mesela. Kötü değildir.
Lakin iyi de değildir. Kötü ya da iyi değildir “cansız” olan. Onu “canlandıran”ların ne için kullandığıdır, kötü ve iyi tanımlarına neden olan.
Bir köpek mesela. Bir köpek. Kuyuya düşmüş bir köpek. Kurtarmak istiyorsun ama insani donanımların yetersiz gelebilir. Teknoloji yetişebilir mesela sana.
Yaparsın bir alet, çıkarırırsın onu kuyudan. Bir köpek aç karnını doyurabilir, çıktığı zaman aç kaldığı kuyudan. İyi bir şeydir bu mesela. Ama teknoloji midir bu durumu iyi yapan biricik neden?
Ya da bir daha duymak istemeyeceğimiz bir haber takılır geçmiş kuşaklarımızın kulaklarına. Bir atom bombası atılır, bir çocuk şeker yerken belki, kan revan olur her yer.
Bilim, atom bombasının yapılmasına neden oldu ve milyonlarca insan öldü diye; bilimi salt bir kötülüğe mahkum edebilir miyiz?
Futbolun taraftarlık coşkusu, rakibinden nefret edecek bir fanatizme dönüşmemişse eğer, “golll” atıldığında, birbirini hiç tanımayan insanların, birbirine sarılması kötü olabilir mi mesela?
Medya; çok iyiye kullanılamaz mı ya da? Uyuşturmaktan başka bir şey katamaz mı insanlara?…

Kötü ya da iyi değildir “cansız” olan.
Lakin kötüdür onları “canlı” hale getiren insan.
Lakin iyidir onları “canlı” hale getiren insan.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Atom Bombası} {Bilim} {Çocuk} {Futbol} {İnsan} {İyi} {Kötü} {Kuyu} {Medya} {Teknoloji}